Neden Blog

nedenblog

Çalışmalarını ve kitaplarını severek  takip ettiğim yazar, aynı zamanda 1993 yılında Türkiye’de ilk suda doğum yaptıran hipnoterapist uzmanı  Nil Gün, geçmişin gölgeleri adlı kitabında   ‘’Her insanın içinde müthiş bir potansiyel var. Bu potansiyelini en fazla ortaya çıkararak hayata geçiren kişi kendine ve başkalarına yararlı olabilir’’ diyor. insanlar yetenekleriyle doğar. Bunu keşfedip peşinden koşarsın, hayal edersin, hayallerine tam yaklaşmışken, hayat sana başka sürprizlerini sunar. O noktada tıkanırsın.

Çocukluğumda yazmaya başladım. o zamanlarda günlük derlerdi. Ama bana göre günlük değildi. Çünkü ben yaşadıklarımı değil, hissettiklerimi yazıyordum. Hatta o zamanlardan bana hatıra kalan bir çok yazı var. yıllar sonra çıkarıp okumak, insanın yüzünü tebessüme boğuyor. Zamanında  kitap yazmayı hayal edip, hatta başlayıp aksilikler zincirine kapılıp yarım bıraktım. Radyoculuk yaptığım yıllarda reklam yazmak en haz aldığım işti. Belki kitap yazma hayalim ölmeden bir gün gerçekleşir. Neden olmasın. Çünkü yaşlansan da sağlığın yerindeyse hayat devam eder. Ve sen hayallerinin peşinden koşmalısın.  Şimdi mi?  şimdi de doğduğundan beri oğluma yazıyorum. Gelecekte önce bana sonra oğluma anı kalacak. Bir arkadaşım blog açacağımı duyduğunda ‘’sebep?’’ demişti. Evet ben bir uzman değilim ama Anneyim ‘’kadınım’’. Bundan daha iyi bir sebep olabilir mi?  Deneyimlerini, hissettiklerini kaleme dökebilen, ve hikayesi olan bir anneyim …  Belki de amacım birilerine umut olmak,belki ortak olmak, belki de örnek olmak…   Aslında daha önceden hiç anlamazdım blogger anneleri, hangi ara zaman bulup yazıyorlar. Sonra da çocuğa yetebiliyorlar bir de mükemmel anneyim diye geziyorlar derdim. Büyük konuşmuştum da demek istemiyorum. Çünkü hala bebeği küçük olan ama sürekli yazıp paylaşım yapanları anlamıyorum. Benim için oğlum büyümüş ve şimdi bile zaman ayırmak zorken… Belki de herkes benim durumumda değildir. Çünkü ben yalnız annelerden biriyim. Tek başıma çocuk büyütüyorum. Hamilelik dönemimde çocuğu çalıştım. Bir çok kitap okudum,araştırma yaptım. Teoride herşey kontrol altında gibi geliyor. Fakat uygulama zamanı geldiğinde el ayak karışıyor. Aslında el ayak karışması demiyelim de, bebeğin doğduğu anda anne ile olan çok özel ilişkisi başlıyor. Bebekler dünyaya sanki kendilerine bakacak anneyi büyüleyecek bir donanımla geliyorlar. Bu öyle bir büyü ki, anne bebeği her ağladığında onun gereksinimlerini gidermek için kendini zorunlu hissediyor. Bu noktada işler değişiyor. Okuduklarınız bir yere kadar ama en çok hislerinizle hareket ediyorsunuz.

Bebeğimi kucağıma aldım. Sadece anne sütüyle beslenen bebeğim ilk 4-5 ayda kolikti, sonraki 2 ay kabız, sonra keşfetme döneminde tehlikeliydi.  Sonra anne sütü bırakma,gıdaya geçiş,uyku düzeni, tuvalet alışkanlığı, şimdi de mahremiyet eğitimi derken bak geride kaldı 3 yıl. İyi bir meslek sahibi olabilmek için üniversite bitirmek ve yüksek lisans, ihtisas yapmak gerek, araba kullanabilmek için usta bir şoförden ders almak gerek, kuaför olmak için ince detaylar gerek, mutlaka iyi bir ustanın yanında çırak olarak deneye deneye önce bir yoğuruluyorsunuz. Fakat Dünya’nın en zor mesleği Anne-Baba olmak için seneler süren bir eğitim alamıyorsunuz. Uzmanlık ve deneyim yaşanarak kazanılıyor. Ben hamilelik dönemimden şu ana dek,Annelik ve Bebek bakımıyla ilgili herhangi bir eğitim seminerine katılamasam da, merak edip, okuyup araştırdığım, yaşadığım ve hissettiğim kadarını herkesle paylaşmak niyetim. Bazen sizinle aynı şeyleri yaşamış bir annenin var olduğunu bilmek istersiniz. Çünkü her hamile, her doğum, her çocuk farklıdır. Ben okuduğum her uzmanın kitabını sonuna kadar yuttum ama sindiremediklerimin devamını getirmedim. Paylaştığım içeriklerin birilerine fayda sağlamasını,ya da iyi gelmesini isterim. sadece sağlıklı beslenen,düzenli uyuyan,tüm aktiviteleri yapan,söz dinleyen çocuklar değil en önemlisi mutlu çocuklar yetişsin isterim. onların mutluluğu da bir annenin mutluluğuna bağlı. SEVGİYLE…